İoanna Kuçuradi’nin ölüm haberini büyük bir üzüntüyle karşıladım. Türkiye yalnızca önemli bir felsefeciyi değil; insanı, insanın değerini ve etik sorunları ömrü boyunca düşünmüş, düşündürmüş çok kıymetli bir aydını kaybetti.
Vefatının ardından sosyal medyada eski söyleşilerinden, konuşmalarından kesitler dolaşıyor.
Ölümün tuhaf yanlarından biri bu olsa gerek. Yanı başımızdaki insanları, gittikten sonra yeniden keşfediyoruz.
Kuçuradi benim için yeni keşfedilmiş bir isim değil. Kitaplarını yıllardır okurum, dost sohbetlerinde de adını ve düşüncelerini çokça anmışımdır.
Geçen gün kitaplığımdaki İnsan ve Değerleri’ni yeniden elime aldım.
Kitap, Epiktetos’tan bir sözle açılıyor:
“İnsanları tedirgin eden, olan biten değil, olan bitenle ilgili inandıklarıdır.”
Ve bir yerde şu soruyu soruyor:
“Ancak kalemle ne kadar baş kaldırılabilir ki!”
Bu yazı, o soruya Aydın’dan küçük bir cevap denemesi.
Çünkü bizim şehirde de kalem çok.
Mesele, o kalemin ne için tutulduğu.
Baştan söyleyeyim. Bu yazıyla, normal şartlarda bir köşe yazısının konusu olacak ağırlığı kendilerinde görmediğim bazı kişileri gereğinden fazla ciddiye aldığımı düşünenler bana kızmasın. Hatta kızarlarsa haklılar. Şimdiden özür dileyeyim. Ama bazen kişileri değil, temsil ettikleri hali konuşmak gerekiyor.
Aydın’ın 4A’sı
Aydın’da bir süredir benim “4A” diye tarif ettiğim dört kişi var.
İsimlerini vermeyeceğim.
Çünkü mesele dört insan değil, temsil ettikleri tutum.
Bu tutuma şimdilik “gazeteci görünümü” diyeceğim.
Bilerek “gazetecilik” demiyorum.
Çünkü gazeteci okur.
Merak eder, araştırır, karşılaştırır. Okuduğunu anlamaya çalışır. Bir kelimenin insanı nasıl yaralayabileceğini, bir iddianın nasıl bir sorumluluk doğurduğunu bilir. Kendisine itiraz edeni de okur. Gerektiğinde kendi siyasi mahallesine de eleştirel bakabilir.
Her şeyden önce belli bir entelektüel birikimin peşinden gider. 4A sınıfı düzeyinde olmaz!
Bu bir diploma meselesi değildir.
Türkiye’nin ve Aydın’ın yıllarca sokakta haber kovalayarak, insan dinleyerek, okuyarak, yazarak kendisini yetiştirmiş çok kıymetli alaylı gazetecileri var. Onların emeğine haksızlık etmeyelim.
Peki neden “4A”?
Dört kişi oldukları için elbette. Biraz da “A” harfiyle bağlantı da oldukları için olabilir.
Ama biraz da ortaya koydukları yazı ve düşünce seviyesine küçük bir gönderme olsun.
Hatta bazen bu dört kişinin ömürleri boyunca okudukları kitapları üst üste koysak kişi başına dört kitabı geçer mi diye merak ediyorum.
Çünkü bizim 4A’da yöntem biraz farklı çalışıyor.
Önce taraf olunuyor.
Sonra taraf olunan yerden ne söyleneceği bekleniyor.
Ardından önlerine gelen metin okunmadan, sorgulanmadan çoğaltılıyor.
Sonra savunuluyor.
Sonra da bütün bunların adına “köşe yazısı” deniliyor.
Kuçuradi’nin Etik’te anlattığı sorunlardan biri tam da bu tür ezbere değerlendirmelerdir. İnsanlar çoğu zaman eylemin kendisini ve nedenlerini anlamaya çalışmak yerine hazır değer yargılarıyla ona değer biçer ya da değer atfeder.
Kısacası önce gerçeğe bakıp sonra kanaat oluşturmuyoruz.
Önce kanaati seçip sonra gerçeği ona uyduruyoruz.
Dört A’nın siyasi göç yolları
Aydın bunun oldukça renkli örneklerini gördü.
Özlem Çerçioğlu CHP’deyken koyu CHP’li görünen bazı isimlerin, Çerçioğlu’nun AKP’ye geçmesinin ardından AKP milletvekillerinin posterlerini, açıklamalarını ve fotoğraflarını aynı heyecanla paylaşmaya başlamalarını izledik.
Bizim 4A’nın düşünsel gelişimi ise biraz hızlı gerçekleşti.
Öyle uzun okumalar, sancılı hesaplaşmalar, geceler boyu süren muhasebeler falan gerektirmedi.
Siyasi adres değişti.
Fikirler de nakliye kamyonunun arkasından yeni adrese ulaştı.
Üstelik eşyalar çizilmeden.
İnsan ister istemez soruyor:
Değişen düşünce mi, yoksa gücün bulunduğu yer mi?
Cevabı belli değil mi?
Kuçuradi burada çok daha ciddi bir ölçüt koyuyor. İnsan ve Değerleri’nde kişinin doğru değerlendirmesine rağmen çıkar veya eğilim nedeniyle bunun gerektirdiğini yapmayabileceğini, hatta kendi değerlendirmesine aykırı yargılar dile getirebileceğini anlatıyor. Meseleyi sonunda kişinin bütünlüğüne, “hür bir insan olup olmaması” sorununa kadar götürüyor. Bunun cevabını da 4A kalemleri versin. Hür müsünüz?
Ama mümkünse ertesi sabah herkese demokrasi, ahlak ve gazetecilik dersi vermeden önce.
Gürültü, değer değildir
Asıl ilginç olan, bütün bunlara rağmen aynaya bakmadan Aydın’daki her meseleye yön verme iddiası.
Kimin iyi siyasetçi olduğundan kimin kötü gazeteci olduğuna, kimin aday olması gerektiğinden kimin istifa etmesi gerektiğine kadar bitmeyen hükümler...
Her konuda fikir, kesin kanaat, bilirkişilik.
İnsan bu kadar kesin konuşanları görünce önce büyük bir birikimle karşı karşıya olduğunu sanıyor.
Sonra yazdıklarını okuyunca, geriye yalnızca profillerini düşünmek kalıyor.
Üstelik bugün metin üretmek hiç olmadığı kadar kolay. Yapay zekaya yazdırılan söz de yazılar.
Ama yapay zeka sizin yerinize okuyamıyor.
Okumadığınız kitabı zihninize yerleştiremiyor.
Size kültürel birikim kazandıramıyor.
Ve en önemlisi, sizin yerinize omurga inşa edemiyor.
Doğrusu bazen 4A’nın yapay zekasına da üzülüyorum.
Aynı kalıpları yazmaktan o bile sıkılmış olmalı. Ancak önüne verilen siyasi kalıp sürekli değişiyor. Dün CHP’ye göre kurduğu cümleyi bugün AKP’ye göre kurmak zorunda.
Bir çeşit fikirler kavimler göçü yaşanıyor.
Kalıplar sürekli yer değiştiriyor ama düşünce bir türlü yerleşik hayata geçemiyor.
Kuçuradi’nin söylediği gibi yaşamda doğru ya da yanlış değerlendirmelerden çok, çoğu zaman “ezbere değerlendirmelerle” yani sorgulanmamış değerlerle karşılaşıyoruz.
Oysa ki gürültü bir değer değildir, çiğlik bir değer değildir, sığlık ise okunmaya değer değildir.
Peki 4/A’nın değeri nedir? Onu da sizlere bırakıyorum.
Bir kitap vardı, ne oldu?
Madem gazetecilikten, okumaktan ve sorgulamaktan söz ediyoruz, 4A’ya küçük bir gazetecilik sorusu da bırakalım.
Özlem Çerçioğlu, AKP’ye geçmeden yaklaşık bir yıl önce, 24 Mart 2024’te kamuoyuna çok ciddi bir açıklama yapmıştı:
“Bir kitap yazıyorum. Kitabı bitirmek üzereyim. Nasıl kumpaslar kuruldu, kamu kuruluşlarındaki üst düzey görevlilere nasıl baskı yapıldığını kitabımda yazıyorum. Aydın halkı bunu okuduğu zaman o kumpasların ne kadar vicdansızca ve ahlaksızca kurulduğunu görecekler.”
İddia büyük.
“Kumpas” var.
“Kamu kuruluşlarındaki üst düzey görevlilere baskı” var.
“Vicdansızlık” ve “ahlaksızlık” suçlaması var.
Ve bütün bunların anlatılacağı, bitmek üzere olduğu söylenen bir kitap var.
Aradan zaman geçti.
Siyasi dengeler değişti.
Özlem Çerçioğlu AKP’ye geçti.
Benim merak ettiğim ise çok basit:
4A’nın dört kaleminden biri çıkıp o kitabı sordu mu?
“Sayın Çerçioğlu, kitap ne oldu?” dedi mi?
“Kamu görevlilerine baskı yapanlar kimlerdi?” diye merak etti mi?
“Kitabı bitirmek üzereydiniz, yayımlayacak mısınız?” diye peşine düştü mü?
Yoksa kitabın da siyasi adres değişikliğinin ardından basım programı mı değişti?
İşte gazetecilik tam burada belli olur.
Slogan paylaşırken değil.
Güç sahibinin açıklamasını kopyalarken değil.
Yeniden Kuçuradi
Yeniden İoanna Kuçuradi’ye dönelim.
Belki onu kaybettiğimiz günlerde yapabileceğimiz en büyük yanlış, birkaç güzel cümlesini sosyal medyada paylaşıp sonra hayatımıza hiçbir şey olmamış gibi devam etmek olur.
Çünkü Kuçuradi bize hazır ahlak reçeteleri bırakmadı.
Bize değerlendirme sorumluluğunu bıraktı.
Bir insanı değerlendirirken söylediğine değil yalnızca yaptığına, bir eylemi değerlendirirken bize yarayıp yaramadığına değil insanın değeri bakımından ne ifade ettiğine bakmayı öğütleyen bir düşünsel miras bıraktı.
Belki Aydın’ın 4A’sına da bundan sonra böyle bakmak gerekiyor.
Kuçuradi’nin ardından kitaplığımdaki İnsan ve Değerleri’ni kapatırken başlangıçtaki soruya dönüyorum:
“Ancak kalemle ne kadar baş kaldırılabilir ki!”
Belki çok.
O kalemi taşıyacak bir birikim, onu yönetecek bir akıl ve eğilip bükülmesine izin vermeyecek bir değer gerekir.












Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir