“Bu coğrafyanın korunması için mutlaka el atılmalı”
Bölgenin, Neolitik Dönem’den günümüze kadar yaşam izlerinin görüldüğü adeta bir açık hava müzesini andıran zeytin coğrafyası olduğuna dikkat çeken Sürücü; “Bizlerin yürümekte zorluk çektiği coğrafyada yediden yetmişe tüm zeytin emekçilerinin engebeli kayalıklar arasında birbirlerine yardım ederek nasıl zeytin topladıklarını yerinde gördük. Bölgenin ne kadar zengin bir kültürü olduğunu sadece yakın dönemden değil, aynı coğrafyanın geçmiş dönem uygarlıkları tarafından da kullanıldığını, antik döneme ait zeytin işliklerinden, pınarlarından, kaya mezarlarından, antik döşeme yollarından ve duvarlara yansıttıkları işaretlerden anlamaktayız. Hiçbir kazı çalışması yapılmadan bile geçmişten günümüze tüm yaşam izlerini bizlere sunan coğrafyanın güzelliklerini yerinde gördük. Neolitik Dönem insanlarının yaşadığı mağaranın güzelliklerini keşfettik. Birçok yeri bozulmuş olsa da yer yer sağlam kalan binlerce yıllık antik döşeme yollarından yürüdük. Antik dönem insanlarının, Osmanlı Dönemi’nde ki kervanların geçerken dinlendikleri, susuzluklarını giderdiği pınarların hala akan sularından içtik. İçinde yaşam olmadığından her geçen yıl biraz daha çöken, geçmişin nice anılarının geçtiği, ocaklarının tüttüğü ve hepsinin tarihi bir eser gibi durduğu bu taş evlerin bir gün yok olacağını düşünerek üzüldük. Neolitik Dönem’den günümüze kadar yaşam izlerinin görüldüğü adeta bir açık hava müzesini andıran başka bir zeytin coğrafyası var mıdır, bilmiyoruz ama bu bölgeye Kültür ve Turizm Bakanlığı mutlaka el atmalıdır. Tarihi bir değeri olan ve zeytin kültürünü geçmişten günümüze yaşatan bu coğrafyanın, insanlarıyla birlikte bütüncül bir şekilde korunması ve yaşatılması gerektiğini düşünüyoruz” şeklinde konuştu.











Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir